Level 1
Level 2

List 2


50 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
Abound
Bolca bulunmak Abound in/with (Phr v): - ile bol, dolu, çok olmak
Abstain
1- Uzak durmak, kaçınmak, sakınmak 2- Oy kullanmada ekimser kalmak
stationary
Hareketsiz, sabit, not moving, or not changing
bustle
(v): acele etmek, koşuşturmak (n): Koşuşturma, acele, telaş
accede
1)Kabul etmek, razı olmak. 2)[Accede to the throne/accede to power]İş başına gelmek, iktidara gelmek.
Acclaim
(v): Övmek, to give public approval and praise (n): Beğeni, public approval and praise
Adhere
Adhere to sth (Phr v): Sıkı sıkıya bağlı olmaki yapışmak, to stick firmly
Adjourn
Ara vermek, ertelemek, to have a pause or rest during a formal meeting or trial Adjourn to somewhere (Phr v): Bir şeyler yiyip içmek için işe ara vermek
Admonish
1- Azarlamak, uyarmak 2- Tenbih etmek
Affiliate
(v): İlişki içerisinde olmak, ilişkilendirmek (n): Başka bir yere bağlı olan kuruluş
Aggravate
1- Kötüleştirmek, şiddetlendirmek to make a bad situation worse 2- [informal] Sinirlendirmek
Ailment
Hastalık, rahatsızlık, an illness
Bleak
Umutsuz, kasvetli, karamsar
Bound
1- Zorunlu, kaçınılmaz, bağlı (bound to) 2- Zorunlu, bağlı 3- Bağlı, bağlanmış 4- Kaplı, kaplanmış (kitap kapağı) 5- Gidiyor, yolda, [ after verb ] going to
Circumstantial
Hukuk terimi; kelimesi olarak ikinci dereceden kanit anlamida tasir; dolayli olarak da ifade edilebilir
Coherent
1- Uyumlu, tutarlı, mantıklı 2- Tutarlı, anlaşılır, if someone is coherent, you can understand what they say
Cohesive
yapışmış; birleşmiş - uyum sağlayan - birleşik
Commend
1-(bir kişiyi) tavsiye etmek, (o kişiden) olumlu bahsetmek. (bkz: recommend) övmek, to formally praise someone or something
Compassion
Merhamet, a strong feeling of sympathy and sadness for the suffering or bad luck of others and a wish to help them
Compatible
Uyumlu, able to exist, live together, or work successfully with something or someone else
Compile
derlemek, bir araya getirip düzenlemek, toplamak
Concede
1- ing. (yenilgiyi - yapılan bir yanlışı) kabul etmek, itiraf etmek, [ornegin secimi kaybettigini anlayan kisi "concede" eder] 2- teslim etmek, birakmak, to allow someone to have something, even though you do not want to
Decadence
Çöküş, gerileme, low moral standards and behaviour
Decree
(n): [Formal] Kararname, an official statement that something must happen (v): [Formal] Karara bağlamak, hüküm vermek, to officially state that something must happen
Defer
1- Ertelemek, to delay something until a later time; to postpone 2- Defer to sb/sth (Phr v): Riayet etmek, söylene uymak
Defy
Defy (v): Karşı gelmek, to refuse to obey a person, decision, law, situation, etc.
İllicit
Yasa dışı, yasak, illegal or disapproved of by society
imminent
Yakında olacak, yakın, oldu olacak (olumsuz bir şey için kullanılır), coming or likely to happen very soon
Impair
Bozmak/zarar vermek ve bu nedenle zayiflatmak/azaltmak, to spoil something or make it weaker so that it is less effective
Imperative
Acil ve mecburi, extremely important or urgent; needing to be done or given attention immediately
Glitter
Parıldamak, to produce a lot of small bright flashes of reflected light (n): Parıltı, ışıltı
Posterity
[Formal] Gelecek kuşaklar, the people who will exist in the future
Potent
Çok güçlü ve etkili, very powerful, forceful or effective
Predominant
Baskın, diğerlerine göre daha önemli ve sayıca fazla, more noticeable or important, or larger in number, than others
Predominantly
Ağırlıklı olarak, çoğunlukla, mostly or mainly
preliminary
(adj): Başlangıç, giriş niteliğinde, esas olana hazırlayıcı
nullify
Geçersiz, hükümsüz kılmak
nocturnal
Geceye özgü, geceleyin olan
nuisance
Baş belası, dert, sıkıntı veren şey/kimse
qualify
Yeterli hale gelmek, yeterlik kaznamak, kalifiye etmek/olmak
query
Soru sormak, doğruluğunu sormak
rampant
Yaygın, her tarafa yayılmış, aşırı boyutlara varmış
rash
Aceleci, düşüncesiz, careless or unwise
reassure
güven vermek, rahatlatmak, (korku/kaygı) -dan kurtarmak
recession
ekonomide durgunluk
reciprocal
Karşılıklı, çift taraflı, işteş
sedentary
Oturarak, masabaşı, involving little exercise or physical activity
segregate
Ayırmak, ayrı tutmak
shortage
Kıtlık, eksiklik, kesinti
sluggish
Ağır işleyen, yavaş seyreden
Level 3